GOZU
DİKKAT! İNEK ÇIKABİLİR
GOZU
Japon sinemasının uçlarda gezinmeyi görev edinmiş yönetmeni Takashi Miike’nin, şiddet ve “takıntılı” bir cinselliğin ağır bastığı 70’e yakın filmden oluşmuş filmografisi incelendiğinde, yönetmenin, bugüne kadar “kabul görmüş” hiçbir sinema kuralına itibar etmediği açıkça görülür; onun sineması, “politik olarak doğru” tüm bariyerlerin yıkıldığı, daha önce hiç kullanılmamış tuhaf fikirlerle dolu, kendi gerçekleriyle dalga da geçebilen satirik bir eğlenceye benzer. Ülkesi Japonya dışında, daha çok festivaller ve DVD’ler sayesinde tanınan Miike, bir çok film seyircisi ve eleştirmeni tarafından “ne dediğini bilmeyen zevksiz bir şarlatan” olarak tanımlansa da, onun filmlerine artık aşina hayranları ve birtakım “sinema manyakları” tarafından 2000’li yılların sinemasında “bir özel guru” olarak çoktan ilan edildi bile. Takashi Miike muhtemelen, sinema yazarlarının “büyük yönetmenler listesine” asla eklemeyeceği bir isim; öyle ya! Kurosawa ya da Godard filmleri dururken, dünyada en sevdiği filmin, Bruce Lee’nin “Enter the Dragon”u olduğunu söyleyen ve nedense yumurtlar gibi yılda 5-10 film çeken ne idüğü belirsiz bir yönetmenin filmlerini hangi eleştirmen ciddiye alır? Öte yandan, popüler sinemanın ilahlarından Quentin Tarantino ve yeni yetme ekürisi Eli Roth ya da “Hellboy”un yönetmeni Guillermo Del Toro, Miike’ye olan hayranlıklarını hemen her yerde dile getirmekten büyük keyif alıyorlar. Övgüleri ne kadar önemsiyor bilinmez ama Miike’nin kötü eleştirileri pek takmadığı gün gibi aşikâr. Bir takım insanların beklediği filmleri değil, kendi yapmak istediklerini yapıyor hâlâ; gerçi kendi yapmak istedikleriyle de merakla beklenen bir yönetmen artık o. Sevilse de sevilmese de. devamını oku »
DEATH RACE 2000
B FİLM MÜCEVHERİ:
DEATH RACE 2000
B filmlerin en büyük dezavantajı kuşkusuz ki parasız olmalarıdır. Gerçi paralı bir B filmden de söz edilemez; B film kavramını yaratan en büyük etken de yine parasızlıktır çünkü. Ana akım filmlerinin karşısında B filmlerin en büyük avantajı ise kaybedecek fazla bir şeyleri (paraları) olmadığından, istedikleri biçimde korkusuz ve özgür davranabilmeleridir. Daha fazla macera, daha fazla şiddet, daha fazla cinsellik, daha fazla kan... Kısacası istismar!
devamını oku »
THRILLER: A CRUEL PICTURE
BİR ZALİM FİLM
devamını oku »
EL TOPO
EL TOPO:
METAFİZİK EVRENDE MANEVİ YOLCULUK
devamını oku »
CRUMB
CRUMB
Bir çizer olarak kağıt ve kalemlerle geçen şu ana kadarki ömrümde, “Nasıl bir iş sizinkisi?”, “Zor olmuyor mu?”, “Asıl işin ne?” sorularını ne kadar çok duyduğumu ne siz sorun ne de ben söyleyeyim. Bu sorular karşısında gevelediğim manasız yanıtları saymazsam eğer, gerçek anlamda vere(bile)cek açıklayıcı bir cevabım hiçbir zaman olmadı. Yaptığım işin dışarıdan nasıl göründüğü konusunda da kafa yormadım pek. Mesleğime övgüler düzmeyecek kadar duygularımın törpülenmiş olduğunu hissederim hep. Zaten gerçek anlamda bu bir iş, bu bir meslek diye de düşünmedim hiçbir zaman; içgüdüsel olarak “kağıtları karalamanın ilkelliği” sanırım benim için cazip olan. Çizerken duyduğum hazzı tarif edecek kadar ne güçlü bir kalemim ne de isteğim var. Çizerlik mevzu bahsini bir kenara koyalım. Bir okur olarak, sevdiğim çizgi romanları okurken aldığım hazzı da tarif edebileceğimi sanmıyorum; hem çizgilerinden hem de anlattıklarından dolayı en çok da Robert Crumb’ınkileri okurken. devamını oku »







