AKP KENT MERKEZLERİNDEKİ KAMU OKULLARINA GÖZ DİKTİ
AKP KENT MERKEZLERİNDEKİ KAMU OKULLARINA GÖZ DİKTİ
Çocuklara naş, rant marş
çocukluklarını yaşayacak mekân ve imkân bırakıyorlar. Onları şehirden, şehri onlardan mahrum etmeye hazırlanıyorlar. Merkezî semtlerdeki kamu okullarını rant uğruna
alışveriş merkezlerine, otellere, rezidanslara dönüştürmeyi, öğrencileri de kent
çeperlerinde kuracakları “yerleşke” kılıklı kodeslere tıkmayı planlıyorlar. Neyse ki,
Eğitim-Sen 3. Şube’nin önayak olduğu “Okuluma Dokunma İnisiyatifi” bu aklıevvel
AKP kapkaççılığına takoz koyuyor, kamuoyunu “yağma yok” demeye davet ediyor.
Okuluma Dokunma İnisiyatifi’nin sözcülerinden Nebat Bükrek’e kulak kesiliyoruz.
Hükümetin ‹stanbul’daki ilk ve orta dereceli okullarla ilgili plan› tam olarak nedir?
Nebat Bükrek: Özellikle şehir merkezindeki, sahillerdeki, esas olarak arsası değerli devlet okullarının arazi ve binalarını satmayı, okulları da şehrin çeperlerine taşımayı düşünüyorlar. Ancak bu tartışma hükümet cephesinde devam ediyor. Satma konusunda netler, ancak satış sonrasında okulların öğrencileri için iki farklı projeleri var. İlki, okulların ranta dönüşümünden sonra belirecek okul ihtiyacını şehir dışında, gözlerden uzak dereiçi alanlarda yapılacak binalarla çözmek. İkincisi ise, okulları birleştirerek büyük kampüsler kurmak. Bu ikinci projeyi İl Millî Eğitim Müdürlüğü bize açıkça söyledi. Hatta bu plan doğrultusunda bizden yardım bile istediler. Öğrencileri şehrin tamamıyla dışındaki kampüslere servislerle taşıyacaklarını iddia ettiler.
Bu plan kapsam›nda kaç okul var?
Bizim saptayabildiğimiz 180 civarında. Hükümet bu konuda çok ciddi çalışıyor. Ankara’da Millî Eğitim Bakanlığı’nın da katıldığı birçok toplantının ardından okulların satışı için, içinde vali ve il millî eğitim müdürünün de olduğu bir komisyon kuruldu. Okulların sayısının tam belirlenmemesinde, gösterilen tepkinin de payı var. Biz bir yerde itiraz ettiğimizde hemen, “hayır, bu okul listede yok, kapsam dışı” deyiveriyorlar. Biz de “peki öyleyse hangi okul?” diye soruyoruz. Bir süre sonra, satılmayacağı söylenen okulla ilgili çalışmaların devam ettiği su yüzüne çıkıyor. Alenen yalan söylüyorlar. Bu strateji AKP’nin genel özelleştirme stratejisiyle çok uyumlu. İktidara geldikleri 2002’de bile ele aldıkları bir konuydu okulların satışı. Hatta rant değeri çok yüksek olan Kabataş Erkek Lisesi’yle ilgili bir adım da attılar. Kabataş öğrencileri için İstinye’de, dere içinde, denizden uzakta devasa bir okul yaptılar. Ancak, Kabataş’ın güçlü bir vakfa sahip olması, onların örgütlenmesi ve meselenin zamanın Cumhurbaşkanı Sezer’e kadar ulaştırılmasıyla planları ertelemek zorunda kaldılar. Vakıf okullarının daha örgütlü ve satışa karşı daha dirençli olması da etkili oluyor. Kabataş’ı taşıyamadıkları için İstinye’deki bina yıllarca atıl durdu. Sonra İstinye Lisesi diye yeni bir okula dönüştürdüler; çocukların içinde kaybolacağı, fonksiyonsuz, laçka bir halde faaliyet gösteriyor.
Okullar›n sat›labilmesi için kanun baz›nda de€ifliklikler yap›ld› m›?
Birtakım kanun değişiklikleri yaptılar. AKP istediği meseleyi kitabına uyduruyor. “Bir yeri özelleştireceğim” diyorsa, önüne çıkacak hukukî engelleri eninde sonunda bertaraf ediyor. Beyoğlu Teknik Lise ve Endüstri Meslek Lisesi’nde hem hukukî adım attık, hem de Millî Eğitim Müdürlüğü ile görüştük. Akabinde bir geri adım attılar. Sonra, okul aile birliği başkanını çağırarak “söz veriyoruz, bu okulun çok daha güzelini yapacağız” dediler. Genel taktikleri bu zaten. Biz “nereye yapacaksınız?” diye sıkıştırdığımızda, Kâğıthane’nin arka kısımlarındaki Cin Deresi’ne işaret ettiler. Öğrencilerin, o kadar gözden uzakta olunca, gönülden de uzak olacağı belli. Çocuk yaşam alanının dışına çıkıyor, ailesi hayatını takip edemiyor, eğitimine müdahil olamıyor.
fiehir merkezinde devlet okulu kalmamas› ne gibi sonuçlar do€urur?
Eğitime rant, okullara ticarethane diye bakan bir zihniyetle karşı karşıyayız. Eğitim ve öğretimin her safhasında bunun yansımalarını görüyoruz. Okullarda sık sık toplantılar yaparak öğretmenlere çocuklar üzerinden okula gelir sağlamaları empoze edilmeye çalışılıyor. Okulların satışı, bu zihniyetin devamı. Satış sonrasında, ilk olarak okul çevresinde yaşayan dar gelirli aileler mağduriyet yaşayacak. Geri kalan çocuklar zaten özel okullara gidecek. Yol masraflarından dolayı birçok yoksul ailenin çocukları eğitim ve öğretimden mahrum kalacak. Özellikle, birden fazla çocuklu aileler tercih yapmak zorunda kalacak. Bu tercih sonucunda kız çocuklarının büyük kısmı eğitimden çekilecek. AKP döneminde kadın istihdamı nasıl yüzde 4’e yakın azalmış ve halen azalmaktaysa, kız çocukların eğitim seviyesi de düşmeye devam edecek. Satılacak okullar listesinde kız liselerinin sayısının epey kabarık olması dikkat çekiyor. Kız liselerinin öğrencileri genelde yoksul ve muhafazakâr ailelerden geliyor; yani aslında etkilenecek olan, çevrede yaşayan ve ekonomik zorluklar çeken aileler ve en çok da onların kız çocukları. Bu açıdan baktığınızda, “haydi kızlar okula!” diyen kampanyalar anlamsız kalıyor. İstanbul’un göbeğinde eğitimden mahrum kalacak binlerce kız çocuğunu görmeden kampanya yapıyorsun. Bütün sendikaların, siyasî partilerin, sivil toplum kuruluşlarının ayağa kalkması gerekirken, pek bir duyarlılık görmüyoruz. Aslında bu, orta sınıfların da tepki göstereceği, sokakta sorsanız çoğunluğun itiraz edeceği bir durumken, planlar yürütülmeye devam ediliyor. AKP’nin özelleştirme politikalarına, Tekel’de olduğu gibi, önce yetersiz, sonra da geç tepki verdik. Okulları da satabilirlerse, insanlar her şeyi kabullenip içselleştirecek; sofrasındaki ekmeği bölüp aldıklarında sesini çıkarmayan bir topluma dönüşeceğiz. Bu yüzden, okullar bir kilit noktası. Burada dur deyip genel özelleştirme politikalarına doğru halkayı genişletebiliriz. Sadece okulların satılmasına değil, hastanelerin, kent arazilerinin ve tüm özelleştirmelerin karşısındayız.
Hükümet okullar›n sat›lmas›na insanlar› ikna etmekte zorlanmayacak m›?
Tekel işçileri için mahallelerde toplantılar yaptığımızda, insanlar “hocam, onlar da çalışmadan para kazanıyor” diyebiliyordu. AKP’nin güçlü bir ikna mekanizması mevcut. Satılacak okulların etrafında yaşayan velilere gidiyorlar. Bu ailelerin bir kısmıyla pirinç, kömür vs. yardımları dolayısıyla zaten bağları var. Ellerinde birtakım broşürlerle “size şehir dışında, üniversiteler gibi çok modern, güzel okullar yapacağız” diyorlar: “Çocuğunuz anaokulundan başlayıp liseyi bitirene kadar bu mükemmel kampüslerde okuyacak.” Ardından velilerle görüşmeye biz gittiğimizde, çoğu zaman “ya hocam, yazık günah, çok değerli yerler buraları, zaten bize okul sözü de verdiler” diyebiliyorlar. İl Millî Eğitim Müdürü Muammer Yıldız bizzat bültenler çıkarıp evlere gittiklerini söylüyor zaten. Bu anlamda çok örgütlüler. Oysa veliler hep bize sorarlar “çocuğumuzu hangi okula gönderelim, hangi okul daha iyi?” diye. Biz de “eve en yakın okul en iyi okul” deriz. Annesi çocuğu okula giderken pencereden takip edebilmeli, çocuk servise binmemeli, evden okula yürümeli. Önce evi, sonra sokağı, mahallesiyle yaşam kültürünü öğrenmeli, çevresiyle merhaleler halinde bütünleşmeli. İnsanları ikna ederken aldatıyorlar da. Velilerle konuştuğumuzda, tamamıyla parasız, altyapısı mükemmel, bilgisayarlarla donatılmış okullar vaat ettiklerini öğreniyoruz. Eğitim altyapısının halini, öğretmen açığını, tüm eksiklikleri velilere anlatmak da pek kolay değil. Düşünün, bir veli bana açıkça “hocam, buna da şükredelim, en azından içindeki çocuklarımızla beraber satmıyorlar” diyebildi.
Okuluma Dokunma ‹nisiyatifi nas›l örgütleniyor?
Öncelikle, sesimizi duyurmak çok önemli, çünkü yaptığımız her eylemden sonra geri adım atmak zorunda kalıyorlar. ‹lk olarak, Beyoğlu Teknik Lise ve Endüstri Meslek Lisesi’ne yeni öğrenci alınmamaya başladığında harekete geçtik. Okul civarında araştırma yapmaya başladık. Baktık ki, okul ve yanındaki öğretmenevinde birtakım inşaat çalışmaları yapılıyor. İnşaattaki işçiler okulun yerine büyük bir havuz yapılacağını, bu havuzun öğretmen evine bağlanarak ikisinin beraber satılacağını anlattı. Biz hemen velilerle, Millî Eğitim Müdürü ile irtibata geçtik ve okulun önünde eylemler düzenledik. Ardından, inşaatı durdurdular. Velileri yine “size okul yapacağız” diye oyalamaya devam ederken, lisenin ilk sınıfına gitmesi gereken öğrenciler çoktan mağdur oldular bile, zira onlar civar okullara dağıtıldı. Öğrenci almazlarsa, iki yıl sonra bu okul kendiliğinden kapanacak. Biz öğretmenler, veliler ve öğrenciler tabii ki bu işin başat özneleriyiz; ancak, yeterli değiliz. Okul önündeki eylemlerimizde polis çok ciddi baskı uyguluyor. Bütün İstanbul halkının tepki göstermesi lâzım. Biz düzenli olarak toplantılar yapıyor, siyasî partiler, sendikalar ve meslek örgütleriyle haberleşiyoruz. Ama çok az kişinin katılımı önemli bir sorun. Çok ilginç; bu mücadele alanı bazıları tarafından küçümseniyor. Sol partiler daha büyük, genel şeyler yapacaklarını söylüyor, “ne olacak ki hocam, bunların satmadığı bir halt mı kaldı, biz daha büyük hedeflerler koyduk” diyorlar. Halbuki bizim daha büyük şeyler yapacağımız falan yok. Yanımızda yer alanlar da oldu; ancak, kendi sendikamızın tüm şubelerini rahatça mücadeleye katabiliyoruz desek, yalan söylemiş oluruz. Tamam, herkes parasız ve nitelikli eğitimden yana, ama bu da bu mücadelenin temel bir halkası değil mi? Bir de, sadece protestoya dayalı bir kültürümüz var. Basın açıklaması yapıldı ya, genel merkezler görevlerini ifa ettiklerini düşünüyor. Halbuki, “biz bunu engelleyeceğiz, gerekirse tüm velileri örgütleyeceğiz, sonra okulun önünde etten duvar öreceğiz” demek gerekiyor. Bu okulların kaybedilmesi durumunda, bir öğretmen olarak söylüyorum, çok tehlikeli bir gidişatla karşılaşabiliriz. Gençler arasında şiddet artacak, olumsuz davranışlar yaygınlaşacak. Pedagojik açıdan, küçük bir çocuğu düşünün. Alıştığı okuluna gidemiyor. Neden? Çünkü satılmış. Burada yedi-sekiz yaşında çocuklardan bahsediyoruz. Yetişkin, aklı başında, nerede okuyacağına karar veren, karşı koyma kabiliyeti olan insanlar yok karşımızda.
‹lkokul ve liselerin sat›fl›na karfl› örgütleniyorsunuz. Ancak, bu iflin bir de kamu üniversiteleri aya€› var. Onlar da giderek kent çeperlerine tafl›nmak isteniyor. Müflterek bir örgütlenme söz konusu olacak m›?
Yıldız Teknik Üniversitesi’ndeki öğrencilerle beraber eylem yapıyoruz, toplantılara geliyorlar. Ancak, Türkiye gündeminin yoğunluğu bu sorunu biraz öteliyor. 1 Mayıs sonrasında, hükümetin hasıraltı etmeye çalıştığı bu durumu daha güncel tutmaya kararlıyız.
Bu sat›fllar gerçekleflirse nasıl bir tablo çıkacak?
Mesela Etiler’de hiç düz lise kalmayacak. Aslında, biz de işin boyutunu tam bilemiyoruz. Mesela, Emirgân’daki tarihî ilkokulla ilgili satış planlarını biliyoruz, ama her okulda böyle bir bilgiye ulaşamıyoruz. Aynı şekilde, Sarıyer’deki Vehbi Koç Lisesi, Kandilli Kız Lisesi satış listesinde. Boğaz boyunda bu düzeyde başka okullar yok. Emirgân İlköğretim Okulu’nu sattıklarında, öğrencileri kilometrelerce yukarıdaki Osman Saçmacı İlköğretim Okulu’na gönderecekler. Ancak, orada da sınıf mevcudu zaten 50. Her şeyden önce, İstanbul’da varolan okullar eğitim ihtiyacını tam anlamıyla karşılayamıyor. Merkezdeki satılığa çıkan okullar, OECD’nin salık verdiği sınıf başına 24 öğrenciye en yakın düzeyde öğrenci barındırıyorlar. Merkez dışına gittikçe, sayı 70’lere kadar varıyor. Yani kampüs kuracağız dedikleri yerlerde zaten çok sayıda okula ihtiyacımız var. Aslında, merkezdeki ideale en yakın mevcutlu, nitelikli eğitim veren kamu okullarını kapatıp çeperlerdeki, zaten kalabalık okullara iyice yüklenecekler. Biz hükümete açıkça söylüyoruz: Bu görece nitelikli okulları elden çıkartarak eğitim ve öğretimdeki sorunları çözemezsiniz, bilâkis eğitim seviyesini düşürür, sorunları katmerlersiniz. Sadece bu okulları korumakla kalmayın, varoşlardaki okullara da gereken altyapı yatırımını yapın.
Kurmayı düşündükleri kampüsler nasıl yerler olacak?
Anlatılanlardan anladığımız, TOKİ toplu konutları gibi, binaları tıpatıp aynı, isimleri farklı yan yana bir sürü okul... Öğrenciler servis araçlarıyla oraya taşınacak. Otuz yıllık bir öğretmen olarak, ailelerin, daha çok, çocuklar arasında tercih yaparak problemi çözmeye çalışacaklarını söyleyebilirim. Örneğin, üç çocuklu bir aile, çocuklardan birinin eğitimi için diğer ikisini işe vererek feda ediyor. Genelde küçük erkek çocuğu “bari kendini kurtarsın” diye okula gönderiliyor, kızkardeş evde oturmak zorunda kalıyor. Burada, toplumun cahil bırakılmasıyla karşı karşıyayız. Zaten niteliğin düştüğü çevre okullarda, erkek çocukları kafa tokuflturuyor. Bu çocukları bir de büyük kampüslere tıkarsanız, yakın gelecekte çoğu potansiyel aşırı milliyetçilerdir. Çevre okullardaki çocuklar arasında bıçak taşıma, haraç alma, yol kesme giderek artıyor. Aslında, okullar satılırken toplum da satın alınıyor. Hâlâ zorunlu din dersi kaldırılsın diyoruz, elbette kaldırılsın; ama sorun bu değil ki, matematik, fizik dahil tüm derslere yaratılış teorisi sızmış durumda. Çeperde toplumun genel olarak muhafazakârlaşmasına hizmet veren bir eğitim yaygınlaşırken, merkezdeki nitelikli okulların satılması da, bu muhafazakârlaşmaya hizmet edecek.
Express - SAYI: 2010/09 1 Mayıs-15 Mayıs 2010
