Biz de gazeteciliğe soyunduk!

Efendim malumunuz, geçtiğimiz hafta gündemi sarsan haberlerden biri de Fethullah Gülen’in ABD’den “yeşil kart” istediği, bu isteğinin reddedilmesi üzerine dava açtığı, kendisinin açtığı bu davada ise karşı tarafın, Gülen hakkında hayli ağır suçlamalarda bulunduğuydu.
Gülen taraftarlarından yalanlama gecikmedi. Gülen’in avukatlığını yapan avukatlar ve gazeteler:

 

-Gülen'in ABD'de ikameti ile ilgili yapılan haberlerin hayal mahsulü olduğunu

 

-Ortada, iddia edildiği gibi bir eyalet savcısı iddianamesi veya mahkeme kararı da bulunmadığını

 

-İddianamenin de, mahkeme kararının da hayal mahsulü olduğunu.
söylediler.

 

Halbuki böyle bir dava da, iddianame de (ya da savunma) var ve savcılığın sunduğu ve Hürriyet tarafından alıntılanan argümanlar savcılık tarafından bizzat Gülen’in avukatlarının mahkemeye sunduğu belgelerden seçilmiş. Savcılık bu iddiaların doğru olduğunu iddia etmiyor ama altını çizerek söylüyor ki bu iddiaların hepsi, bizzat Gülen tarafından mahkemeye sunulan belgelerden alınmıştır.
Hürriyet’in haberinin yanlışı, davayı bitmiş gibi göstermesi. Bizim ulaştığımız kaynaklara göre Yargıç henüz bu konuda bir karara varmış değil. Yine bazı gazetelerde geçen Gülen’in bir ay içinde ABD’yi terk etmesi gerektiği gibi bir durum, Gülen mahkemeyi kaybetse dahi söz konusu değil.

Savcılığın kendilerine gönderdiğimiz ve Turkish Daily News'ta yayınlanan habere ilişkin verdiği bilgiden anladığımız kadarıyla, Savcı herhangi bir iddiada bulunmak yerine bizzat Gülen’in sunduğu belgelerde yer alan (herhalde Gülen’in avukatlarının gözünden kaçmış) iddiaları öne sürerek muhtemelen “Gülen’in belgeleri doğruysa bunlar da doğrudur, bu iddialar yanlışsa o zaman Gülen’in sunduğu belgeler sahih değildir” gibi bir savunma hazırlamış.

 

Yani görebileceğiniz gibi Hürriyet’in haberi maddi hatalar içeriyor ama Gülen’in avukatlarının açıklamasında da yanlış yönlendirmeler var.

“Karşı taraf, mahkemedeki konuşmalarında Londra'da yapılan bir konferansta sunulan akademik tebliğden alıntılar yapmışlar, ancak bu alıntılar da yanlış tercüme ve maksatlı çarpıtmalarla kamuoyuna iddianame ve mahkeme gerekçesi gibi sunulmuş”

diye savunma yapan Gülen avukatları ısrarla sadece Londra’da yapılan bir konferansta sunulan tebliğden alıntı yapıldığını söyleseler de Savcılığın bize verdiği cevapta savcının argümanlarını kitap ve makale gibi bir çok farklı malzemeden oluşturduğu yazıyor. Özel olarak bir iddianın da nereden alındığı ayrıca belirtilmiş.

 

Hürriyet’in haberini yalan söylemeden yalanlamak için şunları söylemek gerekirdi:

-Mahkeme herhangi bir karar almış değil.

-Gülen’in bir ay içerisinde ABD’yi terk etme zorunluluğu yok.

-Savcının iddiaları, bizzat Gülen’in sunduğu belgelerden oluşuyor.

 

Bunların dışında her tür ifade kafaları bulandırmaya, okuyanı kandırmaya yönelik ayak oyunlarından ibaret olacaktır. Zaten önce “her şey yalan!” diyip daha sonra aslında her şeyin yalan olmadığını düşündüren açıklamaları bunun kanıtı. Malum, önce açıklamanın başını okuyacağız, “her şey yalanmış” diyeceğiz. Sonra gerisini okuduğumuzda muğlak ifadelerle kafamız karışacak, aklımızda her şeyin yalan olduğu kalacak.

 

Zaten benim aklımın almadığı mesele şu: Yıllarca bir takım adamlar Gülen'in ABD'de bulunma gerekçesini "sağlık nedenleri" olarak açıkladılar. O halde neden Gülen'in başvurusu sağlık alanında değil de "eğitim alanında üstün yetenekli şahıs" alanında? Demek ki Gülen sağlık nedenleriyle ABD'de değil ve demek ki bu birileri bize ve kendi taraftarlarına yıllarca yalan söylemişler.
Kaldı ki bu "yeşil karta başvurma" iddiaları ilk ortaya atıldığında canhıraş bir şekilde ortaya çıkıp "yalan bunlar!" diye yalanlama yapan bir takım şakirtler olduğunu da çok iyi hatırlıyorum. Yani ortada "Efendileri" hakkında yalan söylemek konusunda pek çekincesi olmayan bir grup şakirt var.

 

Yine aynı şekilde yıllardır Gülen’in ilgili cemaatin okul ve dershaneleriyle hiçbir ilgisi olmadığını söyledikten sonra Gülen’i mahkemeye pazarlamaya çalışırken “onlarca okulun mimarı” diye tanımlamak da bu yanar dönerlik alışkanlığının cemaatin avukatlarına fazlasıyla sirayet ettiğinin bir kanıtı değil de nedir?

 

Ha bu arada Gülen'in avukatlarının aldığı referanslar arasında CIA bağlantılı üç Amerikalının bulunduğu da üzerinde durulmayan bir gerçek. Cemaatin gönüllü avukatlarından ve muhtemelen şakirtlerinden bir şahıs (ki aynı şahıs söylediği bir çok yalanla gözümde pseudologica fantastica mertebesine erişmiş durumda) Gülen’in yeşil kart başvurusunun ABD tarafından reddedilmesinin, Gülen’in ABD’nin adamı olmadığını da ispatladığını ileri sürmüş. Bunun gibi adamlara ABD’nin kendileri gibi monoblok bir tarikat değil, onlarca farklı kurumu farklı görüşte ve tutumda olabilen bir federasyon olduğunu anlatmak elbette güç. Her ne kadar binlerce kere eleştirilse de ABD’de kurumlar beyefendinin tarikatındaki gibi tepeden aldıkları emirlerle yönetilmiyor. Kaldı ki Savcılık, Gülen ve CIA arasındaki muhtemel ilişki üzerinde de açıkça duruyor yani bizzat savcılık Gülen’in ABD tarafından kullanıldığı izlenimini doğuran belgelerin altını çiziyor (tekrar hatırlatalım ki bu belgeler de Gülen tarafından sunulan belgeler). Gülen’in etrafındaki pek akıllı zevat, bir ihtimal, bu belgeleri mahkemeye “bakın Amerikanın adamıyız” demek için bilerek vermiş olabilir. Çünkü bizzat sundukları silahla vurulmanın başka bir açıklamasını bulmak zor.

 

Vasatlığın genel eğilimi olan Avrupa Birliğini, Amerika'yı falan yekpare bir organ olarak görme hastalığına oynamaktan çekinmemiş anlayacağınız şakirt. Bir yandan kendi yandaşları da dahil bir çok insan AB'de yalnızca sağ muhafazakar Türkiye ve emek karşıtlarının olmadığı, AB'nin farklı kutupları ve dinamikleri olduğu gerçeğini anlatmaya çalışırken, iş kendi efendisine gelince ansızın aşırı sağ diskurun yekpare AB'sine dönüvermiş ABD de.

 

Avukatların üzerinde fazla durmadığı diğer bir mesele ise gündeme getirilen 25 milyar dolarlık Gülen sermayesi ve onlarca insana para karşılığı Gülen methiyelerinin yazdırılmış olması. Misal bu yalancılardan biri, Gülen’in Papa 2. Jan Pol’le, Jan Pol öldükten sonra görüştüğünü iddia edecek kadar fütursuzlaşmış. Söz konusu avukatlardan buna ilişkin de bir yorum bulmak olası değil.

 

Ezcümle: Evet, Hürriyet'in haberinde (hemen her zaman olduğu gibi maddi hatalar var ama Gülen'in avukatlarının yalanlamaları Hürriyet'ten (bile) daha yanlış yönlendirici.

İlgilenenler için savcılık basın bürosundan bize gelen cevap şu şekilde:

 

 

Hi Mr. Uygur,
Here are some answers for you:

1. It is true that the U.S. Citizenship and Immigration Services denied Mr. Gulen’s petition for a preferential visa (or green card) as a person of extraordinary ability in the field of education. However, Judge Dalzell has not yet decided the lawsuit. In other words, Gulen challenged the decision to deny him a visa, by filing a law suit. The government and Gulen’s attorneys have filed briefs, but the judge has not yet decided the case.

2. Even if the judge decides that the government was correct to deny the visa, that does not mean Gulen must leave the United States in a month.

3. The prosecutor’s arguments were quotes from materials (articles, books, etc.) that Gulen’s attorneys had submitted to support his application for the visa. This does not necessarily mean the facts stated are true; it merely means that someone stated those facts in papers submitted by Gulen’s attorneys. The particular facts set forth (about Saudi Arabia, Iran, etc., and the sources of money) were stated in the article “Funding Gulen-Inspired Good Works: Demonstrating and Generating Commitment to the Movement,” by Helen Rose Ebaugh and Dogan Koc, and included in the Proceedings of the International Conference, Muslim World in Transition: Contributions of the Gulen Movement.

 

Tabii bu durumda Hürriyet de, haberi kısmen maddi hatalar barındırdığı için cemaat şakirtlerinin yalanlamasını ağız tadıyla tekzip edemiyor. Şakirtler de konunun üzerine fazla gitmiyor. Zira ABD'ye sığınmak için her yolu deneyen efendileri hakkında bu tarz haberler çıkması, bütün bu sığınma çabalarına karşılık "ben köyümü özledim" diskurları çeken efendilerinin inanılırlığını zedeliyor. Haliyle iş başa düşüyor efendim: Bizi şu fukara halimizle gazetecilik yapmak zorunda bırakanlar utansın diyorum.

Barış Uygur Pzt, 06/30/2008 - 18:39