Sonunda Taksim - 3: AKP ve 1 Mayıs
2007, kanlı 1 Mayıs provokasyonunun otuzuncu yıl dönümüydü. Emek örgütleri, son derece haklı bir taleple, kanlı 1 Mayıs’ın ardından 30 yıl sonra, tekrar Taksim’de toplanmak istediler.
Emek örgütlerinin Taksim ısrarı karşısında İstanbul valiliği ve emniyet müdürlüğü toptancı bir çözüme başvurdu: Bütün şehri kilitlemek. İlk kez 2007’de, işçiler Taksim’e gidemesin diye, İstanbul’un bütün yolları kapatıldı, bütün İstanbul halkı evlerine hapsedildi. Taksim’e çıkmak isteyen gruplara biber gazı ve coplarla müdahale edildi. Öğle saatlerinde DİSK, bütün engellemelere rağmen Taksim’e ulaştığında gözaltı sayısı 695’ti.
Valilik ve emniyetin hesabı ortadaydı. 1 Mayıs yüzünden bütün şehri felç ederek halkın öfkesini işçilere ve eylemcilere yönlendirmek. Ama umdukları olmadı. Özenle seçilmiş fotoğraf karelerine, göstericileri saldırgan gibi göstermek için yapılan bütün çabalara karşın, halkın büyük kesimi valilik ve emniyeti eleştirdi.
1 Mayıs 2007’de, hükümet AKP, başbakan Recep Tayip Erdoğan’dı.
Ertesi yıl, 1 Mayıs 2008’de işçilere Taksim’in yine yasaklanacağı günler öncesinden beyan edildi. İşçilerin taleplerine başbakan Erdoğan “Ayaklar baş olmaz!” şeklinde yanıt verirken, Valilik ve emniyet müdürlüğü çevre illerden de binlerce polisi Taksim’e yığdı. İstanbul trafiği yine felç edilmiş, bütün bir İstanbul halkı polis zoruyla evlerine hapsedilmişti.
Her şeye rağmen Taksim’e çıkmak isteyen işçiler polisin biber gazı ve copla saldırısına maruz kaldı. Hastanelere bile biber gazı atan polisi savunan valilik ve emniyet müdürlüğü, polisin orantılı şiddet uyguladığını iddia etti. Kafede oturan vatandaştan, yere düşen göstericiye kadar yüzlerce insan polisin tokadına, tekmesine maruz kaldı. Gözaltı sayısı 530’du.
2008 1 Mayısında, Taksim meydanına girmeyi denemiş, bunu nasıl başaramadığımızı yine bu sayfalarda, yani Uykusuz dergisinin internet sitesinde sizlerle paylaşmıştım. Onun öncesinde Şişli’nin arka sokaklarında gaz bombalarına maruz kalmış, Elmadağ’dan Taksim’e giriş yapmak isteyen bir gruba katılmak isterken bir iki polis tarafından tartaklanmış ama dergiye gelerek günün geri kalanını olayları televizyondan izlerken kendi yaşadıklarımın hiçbir şey olmadığını, yüzlerce işçinin acımasız ve kontrolsüz bir şiddetle püskürtülmeye çalışıldığını görmüştüm.
1 Mayıs 2008’de hükümet AKP, başbakan Recep Tayip Erdoğan’dı.
2007’de ilk kez denenen halkı hapsetme taktiği, 2008’de de geri tepti. Birkaç sözde esnaf, valiliğe teşekkür ziyaretinde falan bulundu ama Beyoğlu esnafı da dâhil halkın geniş kesimlerinin tepkisi yine ve ısrarla işçilere değil valilik ve emniyete karşıydı. Halk ve işçileri karşı karşıya getirmeye çalışanlar belki bunu daha önce başarmışlardı ama bu kez başbakanın öfkeli demeçlerine, valilik ve emniyetin ısrarla işçileri suçlamasına karşın halk, oyuna gelmemişti.
2009 yılında fiilen alana girdi emek örgütleri ve eylemciler. Taksim yine yasaktı. Polis günü yürüyüşüne, Filistin’e destek mitingine, lanet okuma toplantılarına, holding kutlamalarına yani kısacası işçilerden başka herkese açık olan meydan, 2009’da da işçilere yasaktı.
1 Mayıs 2009’da hükümet AKP, başbakan Recep Tayip Erdoğan’dı.
Ve bugüne geldik. 1 Mayıs 2010’da, emek örgütleri, işçiler ve göstericiler Taksim Meydanını geri kazandı, söke söke aldı. “Taksim meydanı böyle bir miting için uygun değil” diyen, “Büyük olaylar olur” diyen yalancıların mumları söndü. Kayda değer tek bir olay yaşanmadan, yüz bini aşkın insan bir araya geldi. Kimisi sabahın erken saatlerinden beri meydandaydı, kimisi biraz gecikti, kimisi erken ayrılmak zorundaydı ama sabahın erken saatlerinden akşamüstüne değin Taksim Meydanı, son yasal 1 Mayıs olan 1978’den beri yaşayamadığı bir coşkuyu yaşadı. İstanbul trafiği de valinin herkesi eve hapsettiği 1 Mayıslara kıyasla bir sorun yaşamadı, Beyoğlu esnafı da, gösteriye katılanıyla katılmayanıyla İstanbul halkı da.
Şimdi, AKP iktidarının hüküm sürdüğü geçtiğimiz yıllarda yaşadıklarımız gün gibi ortadayken birileri çıkıp “Bakın, 1 Mayıs’ta Taksim Meydanını işçilere veren o çok eleştirdiğiniz Tayip Erdoğan oldu” diye yazıverdi. Bu ifadenin sahibi, gazete değiştirmeden bir süre önce yazdıklarını yeni gazetesinde hiç çekinmeden yalanlayan, henüz iki hafta önce söylediklerinin tam tersini yazabilen birisi olduğu için çok da şaşmamak lazım. Ani ve keskin dönüşlerde kimi zaman, öylesine dönebiliyor ki insanın başı, gerçeklik duygusu ciddi anlamda hasar görebiliyor ve örneğimizde de görüldüğü üzere bu hasar uzun yıllar devam edebiliyor.
Bazıları onun varlığını unutsa, onun gencecik cesedini çiğneme bahasına Taksim’de 1 Mayıs için AKP ve Recep Tayip Erdoğan’a teşekkür etmeye kalksa da Mehmet Akif Dalcı 2010’da hala 18 yaşında.
Ve 1 Mayıs 2010’da işçiler, tüm renkleriyle Taksim meydanına çıkabildiyse bu, başta 1989 yılında hayatını kaybeden Mehmet Akif Dalcı olmak üzere bunu yıldır öldürülen, yaralanan, gözaltına alınan, coplanan, gazla ve tazyikli suyla mücadele eden tüm emekçiler sayesindedir.
1 Mayıs 2010’da Taksim Meydanı, siyasi iktidarın sunduğu bir lütuf değil, 1989’dan beri sürdürülen bir mücadelenin sonucudur. Erkin Koray’ın, bir seferinde bir şarkısında dediği gibi: Bu böyle biline.